Dün metroya bindim, eve gidiyorum. Canım kitap okumak da istemiyor, bir şey izlemek de. Açtım Spotify’ı haftalık keşif listesinden yeni şarkıları dinliyorum. Yanımda duran arkadaşın satranç oynadığını gördüm. Ya aslında ben de satranç kursam mı telefona diye düşündüm. En azından canım başka bir şey istemediğinde alternatif olarak değerlendirebilirim dedim. Çok da yanaşmak istemiyorum tabii, sonuçta oyun oldukça vakit harcıyor. Oynayanlarla çok karşılaşıyorum: Şekerler, tuğlalar, toplar, koşmalar, buumlar, hobbaalar… Onlarla aram yok. Satranç olursa iyi olur, severim kendisini. Tam net hatırlamıyorum ama altı yıldır da telefonda oyun oynamışlığım yok.

Satrançta da biliyorum, her oyun yapanın kendine göre garip garip tasarımları oluyor. Gereksiz efektler, tahtalar, renkler derken oyunun kendisi satranç olmaktan çıkıyor.

Bu sabah evden çıkarken, aklıma geldi ya bakayım şu oyunlara neler varmış dedim. Pat, günün oyunu satranç. Ortam dinlemesi desem, sesli olarak satranç kelimesini kullanmadım. Bir an işkillendim ama dedim yok denk geldi galiba.

iOS kullananlar bilir, yeni App Store uygulamaları tanıtırken artık hikayeleştirme yapıyor. Öyle güzel anlatıyor ki ilgilendiğin bir şeyse denemeden edemiyorsun. Neyse, önüme denk gelen Really Bad Chess uygulamasını böyle bir anlatıma dahil etmiş sayın App Store. Bütün satranç tasarımları hemen hemen aynı zaten, hadi yine de okuyayım dedim. Tasarımı zaten farklıydı da tanıtımı okuyunca bir cümle dikkatimi çekti, ardından parmağım yükle butonuna gitti. Cümle şu:

Really Bad Chess is just like chess, but with totally random pieces. Try 8 Knights, 4 Bishops, and 3 pawns — why not?

Vay canına adam oyunun kurallarını bozmuş dedim, ilginç. Bir tek şah kendi yerinde, diğer taşlar rastgele sayıda ve rastgele yerlerde. Heyecan verici bir durum çünkü oyunu yapan kişi de oyun başlangıcının sıkıcı olduğunu fark etmiş ve oyunu bunun üzerine kurgulamış. Oyunun resmen ortasına dalıyorsun, pata küte taşları yemeye başlıyorsun ve oyun oldukça kısa sürüyor. Bu yönüyle beni kendine bağlamış oldu. Kendine bağlama ihtimali olan bir başka konu da ücreti. 13 Türk Lirası. Bu paraya reklamlardan kurtulabilirim. Sırf oyunun mantığını sevdiğim için. Tertemiz oynarım. Oldukça iyi kazandığı oyuna verdiği emekten ve uygulamaların istatistiklerinden anlaşılıyor. Android versiyonu 1 milyondan fazla indirilmiş, 16 binden fazla yorum almış. iOS versiyonuna ise binden fazla kişi oy vermiş. Kazancı bol, helal olsun.

Gelelim uygulamanın emek boyutuna. Aslında ilgilendiğim asıl mesele burası. Uygulamanın sahibi Zach Gage ödüllü bir oyun tasarımcısı, programcı ve eğitmen. Basılı ve dijital olmak üzere hazırladığı birçok yayını çeşitli medya alanlarında yayınlanmış. Portfolyosu bir yana, her bir oyunu için ayrı site kurmuş ve bunlar için birer medya kiti bile oluşturmuş. (Satranç oyununun sitesi burada örneğin.) Yaptığı bütün çalışmaları da sitesine eklemiş. Tüm bunları görünce kendisine gerçekten büyük saygı duydum. Oyunu yükleyip geçmemiş, kendi yeteneğini ve deneyimini çok iyi pazarlamış.

Pazarlamayı o kadar iyi kullanmış ki, bana bu yazıyı yazmaya teşvik etti. Bu da pazarlamaya dahil. Altı yıl sonra telefona oyun kurmama da bu vesile oldu sanırım. Sanırım değil, öyle.

Devir artık deneyim pazarlama devri zaten. Birkaç yıl öncesine kadar yazılımcılar kodlarını çelik kasalarda saklardı, şimdi ortalığa saçmayana iş vermiyorlar. Bu da ayrı bir yazının konusu.

Teşekkürler Zach.

Beğendiyseniz tavsiye etmeyi unutmayın.