Kızım lego ve puzzle tarzı oyuncaklarla oynamayı çok seviyor. Yönlendirmeyle alakalı aslında biraz da bu. Ben de küçükken bu oyuncaklarla oynamayı çok seviyordum -aslında hala öyle. O yüzden belki de ilk oyuncakları bunlardan oluşuyor. Eve geldiğimde hadi baba lego oynayalım diye tutturuyor ara sıra. “Hadi robot yapalım, bak ben ev yaptım, peki bu ne…” gibi cümleler hep onun. Ve aslında bu tarz oyuncaklar hayal dünyasına inanılmaz katkı yapıyor sanırım. Çünkü şekilleri her defasında başka şeylere benzetiyor.

“Bulut gibi oldu değil mi baba?”

Annesi bir ara “ya biraz da bebek filan alsak onlarla da mı oynasa” diye düşündü ama dedim yok, böyle gayet iyi, analitik olması lazım.

Bu aralar yere serilen kauçuk oyun matına takmış durumda. O da puzzle gibi tasarlandığı için ilgisini çekiyor doğal olarak. Parçalarının kocaman olması mı ilgisini çeken, puzzle gibi düşünmesi mi, yoksa yeni heyecanlara yelken açmak istemesi mi tam olarak bilemiyorum. Nasıl oynadığını izlerken “kızım küçük puzzlelar bitti bunlara mı yükselttin olayı” dedim ve nedense birden satranç çağrışım yaptı bende. Acaba satranç öğretmeye mi başlatsam diye düşündüm, derinlemesine olmasa da küçük bir araştırma yaptım. Kimileri 4 yaşında başlanabileceğini düşünürken, kimileri de 6 yaşından sonra başlasa da olur, ne de olsa fiziki bir spor olmadığından o kadar küçük yaşta başlamasına gerek yok diyor. Ama ben ufaktan başlamayı düşünüyorum. Ya da uzman birilerine sorabilirim. Şimdilik nasıl oynanacağı bir yana taşları ve tahtayı tanıması, az da olsa taşların nasıl hareket ettiğini öğrenmesi için erken değil sanıyorum.

Ben de ortaokul sıralarında başlamıştım satranç öğrenmeye. İyi hatırlıyorum, evimizdeki kanepelerin yastıkları biraz düz ve kareli desenliydi. Kardeşimle kağıtları boyar, dama tarzı bir şeyler oynardık. Meğer bu şekilde oynadığımızı babam bir gün görmüş. Ertesi gün elinde bir satranç takımıyla geldi. O gün bize öğretmeye başladı. Öğretirken “maç yapmaya başladığımızda beni ilk yendiğin zaman bir daha seninle oynamam” demişti. Şimdi niye böyle dedi hatırlamıyorum. Yendiğim ilk maçtan sonra da bir daha benimle oynamadı 🙂

O ve ilerleyen yaz aylarında apartmanımızdaki bir abi ile deliler gibi satranç oynadığımızı hatırlarım. Abartmıyorum sabah 10’da aşağı iner bahçedeki banka oturur ikindi vakti ancak kalkardık. Bir o beni yenerdi, bir ben onu. Ama oyunlardan inanılmaz zevk alırdım. Okuldaki kütüphanede o zamanların Tübitak’ından çıkan efsane Bilim-Teknik dergilerinin en arka sayfasında satranç köşesi olurdu. İki hamle sonra beyaz kazanır, beş hamle sonra oyun pat… gibi satranç sorularını çözmeye bayılırdım.

Şimdi o tarihlerde üzerine daha fazla eğilmediğime pişmanım. Sonraki zamanlarda ara sıra birileriyle oynadığım bir hale geldi satranç. İmkan olsaydı da geliştirmek için kursa veya kulüplere katılsaydım çok daha iyi olabilirdim ama nasip artık. Halen çok seviyorum. Kızımın da oynamasını istiyorum -tabii sıkılmaz ve hoşuna giderse.

Başlıktaki soruyu buraya alayım, belki bu yazıyı okuyanların arasında bir uzman veya bu konuyu tecrübe etmiş birileri vardır: Çocuklara satranç ne zaman öğretilmeli?

Beğendiyseniz tavsiye etmeyi unutmayın.