Arap Yarımadası’nda zengin komşu ülkelerle çevrili olmasına rağmen iç çatışmalar ve fakirlik Yemen’in tarihinden hiç eksik olmadı. Ülkedeki kötü ekonomi son zamanlardaki iç savaşla beraber anılsa da, Arap Baharı’ndan önce de durum iç açıcı değildi.
Fotoğraflar: Bekir Arslan

“Emin misiniz? Hele ki böyle bir zamanda oraya gidenle pek karşılaşmadım.” Şişli’deki konsolosluk görevlisine vize için gerekli belgeleri uzattığımda böyle söylemişti. Bu cümleyi duymadan önce de, biletlere baktığımız sıralarda da Yemen’e gidişin pek kolay olmayacağını anlamıştım. Bununla da kalmadı; gittikten birkaç gün sonra gözaltına alınmam seyahati daha da maceralı bir hale getirdi.

Yemen’e bu sıralar resmi olarak Mısır veya Ürdün’den uçuluyor; o da sadece Yemen Havayolları’yla. Sürekli keyfi iptaller nedeniyle Mısır’dan bir uçuşu ancak bulabildik. Çünkü Yemen’in hava sahası şu sıralar Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını çektiği koalisyon güçleri tarafından kontrol ediliyor. Yol arkadaşım Umut ile birlikte 15 günlük planlanan seyahatimizde iki kişiyiz. Umut, İHH’nın Ortadoğu masasında görevli, ben ise seyahatimiz esnasındaki yardım çalışmalarını fotoğraflamakla ve anlatmakla sorumluyum.

Daha ilk durak Mısır’da sebebini bilmediğimiz bir şekilde gece olması planlanan uçuş için gecikme bildiriliyor. Bildirme dedimse de neden kapının açılmadığını sormamızla öğrendiğimiz bir bildirme bu. Memleketlerine gitmeye çalışan ve her hallerinden yorgun olduğu anlaşılan Yemenlilerle ilk burada karşılaşıyorum. Her birinin yanında en az üç tane devasa bavullar; kimisi demir banklarda uzanıyor, kimisi toplanmış hararetli ama sessizce sohbete dalmışlar. İçlerinden birisi çat pat da olsa Türkçe biliyor. Zamanında Türkiye’de kısa bir süre çalışmış, şimdi Fas’tan memleketine dönüyor. Adı İsmail. Hemen oracıkta aslında bir Osmanlı torunu olduğunu öğreniyorum. Türk olduğumu öğrenince hikayesini anlatıyor. Cebinden çıkardığı cüzdanında sakladığı fotoğraftaki heybetli adam Urfalı. Büyük büyük dedesi. Yemen cephesine gidip dönmeyenlerden. Aslında dönmeye çalışmayanlardan desem daha doğru olacak çünkü Yemen’i sevip yerleşmeye karar veren çokça Osmanlı askerinin var olduğunu ilk ondan öğreniyorum. Yemen’deki Türk köylerinin varlığı böylece zihnime daha iyi oturuyor.

Sonra kendi babamın dedesi aklıma geliyor Yemenli İsmail’in hikayesini dinledikçe. O da Yemen’e gidip dönemeyenlerden. Benim elimde ne fotoğrafı var, ne de nereye gittiği.

Saatler sonra Yemen’in güney şehri Aden’deyim. Bâbu’l-Mendeb Boğazı’nın liman şehri. Seçilmiş hükümetin savaştan sonra geçici başkent ilan ettiği şehir. Geçici olduğu araba plakalarından belli oluyor. Neredeyse her gördüğüm plakada Arapça “muvakkat” yani geçici kelimesi yazılı. Savaş sonrası trafiğe çıkan her araca böyle yazılmış. Bu kargaşa elbet bitecek biz de Sanâ’yı tekrar başkent ilan edeceğiz inancını taşıyor çoğunluk. Tabi onlar gibi düşünmeyen de. Aden’den Taif’e doğru gittiğimizde bayrak değişiyor. Çatışmanın ortasındaki bu ülke sanki 1993 yılının öncesinde olduğu gibi birbirinden ayrı duruyor. Aynı isme sahip ama kuzey ve güneyi olan iki ayrı devlet. Sanâ ve Aden adında iki başkenti olan iki ayrı Yemen.

Sokaktaki işleyişten herkesin kendi çaresine baktığını anlamak zor olmuyor. Ne belediye, ne idare, ne eğitim, ne de sağlık sistemi düzenli işliyor. Aden’in merkez mahallerinden birinin içinden geçiyoruz. Yemenlilerden ziyade Somalililerin yaşadığı bir mahalle bu. Kendi ülkelerinden çatışmalar sebebiyle kaçıp Yemen’e sığınmış, burada da çatışmalardan kurtulamamışlar. BM’nin artık desteğini keseceğini bildirdiği bir sağlık ocağına giriyoruz. İçerisi ana baba günü. Odalar, koridorlar, kapıların önü Somalili hastalarla dolu. Yaklaşık 20 bin insanın yaşadığı mahalledeki tek sağlık merkezi bu küçücük bina. Dört odalı, bir eczaneli bu küçük binada on kadar Yemenli doktor Somalili hastaları tedavi etmeye çalışıyor.

Otoritenin olmadığı, bir şeylerin ters gittiği sokaklardan ve yollara yerleştirilen kontrol noktalarından anlaşılıyor. Sadece yirmi metre uzaklıktaki ikinci bir kontrol noktasında aynı sorulara muhatap olup neden buraya geldiğimizi baştan izah ediyoruz. Kimisi asker, kimisi polis, kimisi de koalisyon destekli güvenlik güçleri. Neredeyse hepsi de son birkaç aydır maaşlarını alamadıklarından şikayetçi.

Yemen’e varışımızdan birkaç gün sonra, akşam vakti günlük çalışmalarımız ardından dinlenmek için kaldığımız yere dönerken, kontrol noktasında haddinden fazla bekletildik. Askerler, şehirler arası dolaşma iznimizin yazılı olduğu kağıdı alıp uzun süre gelmeyince şüphelendim, İHH genel merkeze yerimizi ve durumu bildirdim. Gerekli görüşmelerin yapılacağı bilgisini aldıktan sonra askeri bir araç yanımıza gelerek onları takip etmemiz gerektiğini söylendi. Askeri bir alana girdiğimizi anlayınca Türkiye’deki arkadaşlarla tekrar görüşmeler yaptım ve göz altına alınacağımızı tahmin ettiğimi ilettim. İlk görüşmemden sonra elçiliklerin ve yetkililerin bilgilendirildiği haberini aldım. Sonrasında telefonlarımız ve bütün eşyalarımız alındı, gözlerimiz bağlandı. Başka bir arabaya bindirilip dağlık olduğunu hissettiğim bir alana ulaştık. Gözümü açmam gerektiğini söyledikleri yere girdiğimde siyah duvarlı, tepedeki el kadar pencere haricinde bir pencerenin olmadığı, duvarlarında Arapça sabır ayetleri ve sözlerinin yazılı olduğu, iki tane yer döşeğinin iyice kirlendiği, köşesinde açık bir tuvaletin yer aldığı küçük bir hapishaneyi andıran odadaydım. Elçiliğimiz ve İHH yetkililerinin girişimleri sonucu serbest bırakıldığımız 13 saatin sonunda yorgun ve bitkin bir halde öğleye doğru dışarı çıktığımda bizi göz altına alan askerler yapılanın bir yanlış anlaşılma olduğunu, bulunduğumuz bölgeye uzun zamandır yardım görevlilerinin gelmediğinden bahsediyordu. Sonrasında kusurumuza bakmayınlar, özürler, bir daha böyle bir şey yaşamayacaksınızlar. Yolculuğumuzun sonuna kadar yaşamadık da.

Şehir meydanlarında asılı, üzerinde silah taşımak yasaktır yazılı büyük tabelaları farkediyorum. Rehberimiz buradaki kültürün silahsız olmadığını söylüyor. Gerçekten de öyle, şehirlerde taşımak yasaklanmış -her evde mutlaka varmış tabii- ama kırsala doğru gittiğimizde çocuklar dahil hemen hemen herkesin sırtında bir tüfek asılı olduğunu görüyorum. Çoğu silahın ağzına da tahta tıpa takılmış, şarjörleri de yok. Anlamak güç olsa da sorduğum herkes yıllardır ülkede yatırımın yapıldığı tek şeyin askeriye üzerine olduğu konusunda hem fikir. En basitinden elektrik geçici başkent Aden’e günün belli saatlerinde verilebiliyor. Savaştan dolayı böyle olduğu düşüncesi insanın aklına gelse de daha önce de durumun iyi olmadığı aşikar.

Etrafındaki zengin ülkelere, bereketli coğrafyasına rağmen Yemen’e bugün kaos hakim. Bulunduğu bölgenin acısını çekercesine başka ülkelerin çıkar çatışmasının ortasında can veriyor. Neden başına bombalar düştüğünü bilmeyen çocuklar gibi. Yolculuğumun sonunda bu hisse bürünmüş şekilde uçağa biniyorum. Arkama bir kez daha bakıp benim ayak bastığım bu topraklara gelip de dönemeyen büyük dedemin ruhuna dualar gönderiyorum.

Komşuları zenginken kendisi fakir ülke

Arap Yarımadası’nın güneybatısında yer alan Yemen’in nüfusu 27 milyon. Tamamına yakını Müslüman olan ülkede çoğunluğu Araplar oluştursa da Afrikalı ve az sayıda Güney Asyalı nüfus da bulunuyor. Müslüman nüfusun yüzde 65’i Sünni, yüzde 35’i ise Şii-Zeydi mezhebine mensup. Yemen’in kuzey kısmı çoğunlukla çöllerden oluşuyor ve bölgede iklim şartlarına uygun olarak kabile kültürü devam ediyor. Bu da bölgede siyasal birliğin oluşturulmasını zorlaştırıyor. Ülkenin güney kısmı, kıyı bölgelerini ve limanlarını içinde barındıran Bâbu’l-Mendeb Boğazı’na hakim olması açısından stratejik ve ticari bir öneme sahip. Boğazdan yılda yaklaşık 3,8 milyon varil petrol ve 21 binden fazla yük gemisi geçiyor. Bu durum, Yemen’in sahillerini dünyanın en önemli ve en kritik boğazlarından biri haline getiriyor. Bu stratejik önem, çatışmaların daha çok bu bölgede yoğunlaşmasına neden oluyor. Stratejik konumu ve dünyanın en zengin enerji bölgelerine yakınlığı sebebiyle geçmişten bu yana uluslararası güç odaklarının hedefinde olan Yemen şimdi de iç savaşın hüküm sürdüğü bir ülke olarak ayakta kalmaya çalışıyor.

Yemen bu noktaya nasıl geldi?

ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan Ortadoğu’daki varlığı, aynı zamanda İran’ın bölgedeki nüfuz alanını büyük ölçüde genişletmesini sağladı. Irak, Lübnan ve Suriye’nin ardından Yemen’de de nüfuzunu artırmayı hedefleyen İran’ın Şii-Zeydi mezhebine mensup Husilerle yakınlaşması bölgedeki Arap ülkeleri tarafından bir tehdit olarak görüldü. 1993 yılına kadar kuzey ve güney olarak iki ayrı devlet olan ve bu tarihte birleşen, Ortadoğu’nun bu kadim ve aslında en yeni devleti olan Yemen’de Arap Baharı’nın da etkisiyle başlayan siyasi çekişme, 2015 yılında yerini sıcak çatışmalara ve iç savaşa bıraktı. Etrafındaki zengin ülkelere rağmen bugün, masum Yemen halkı açlığa ve ölümlere sebep olan insani krizle boğuşuyor. Üstelik başkent Sanâ da Husilerin kontrolü altında bulunuyor.

Yemen’deki insani kriz derinleşiyor

Raporlara göre Yemen’de 10 milyon insan ciddi anlamda tıbbi, gıda ve acil yardıma ihtiyaç duyuyor. Özellikle kuşatma altındaki şehirlerde yaşamaya çalışan 3 milyon kişi yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastalıklarla boğuşuyor. Çatışmaların başlangıcından bu yana 7 binin üzerinde insanın öldüğü tahmin ediliyor. Birçok devlet kurumunun artık çalışmadığı, sağlık sektörünün çöktüğü ülkede milyonlarca kişinin ciddi derecede tıbbi yardıma ihtiyacı var. 3 milyona yakın Yemenli ise son iki yılda ülke içerisinde farklı yerlere göç etmek zorunda kaldı veya mülteci konumuna düştü. Çatışmalar ve siyasi belirsizlik devam ettiği sürece Yemen’deki insani kriz daha da derinleşebilir.

İki bacağını kaybeden Hatice Teyze

Yemen’deki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 3 milyon insan evini terk etti. Hatice Teyze, Sanâ’daki çatışmalardan dolayı evinden ayrılmak zorunda kalanlardan. Sığındığı bir mülteci kampının saldırıya uğraması sonucu kocasını, iki oğlunu ve bacaklarını kaybetmiş. Üstelik oğlunun da kendisi gibi bacakları yok. Üçüncü durakları daha dağlık. Güvenli olduğunu düşündükleri bu küçük kampa o halde ve torunlarıyla göç etmek zorunda kalmış. Marib’deki bu kampta yaklaşık 500 aile yaşıyor.

Yolcuğumuz sırasında başta Taiz ve Sanâ kırsalları olmak üzere ülke genelindeki 5 bin ihtiyaç sahibi aileye İHH’nın gıda ve hijyen yardımlarını ulaştırdık. Geçtiğimiz 2016 yılında İHH’nın yardım çalışmalarından 2 milyon Yemenli faydalanmıştı.


Bu yazı, 18.06.2017 tarihinde Yeni Şafak Pazar’da yayımlandı.


Beğendiyseniz tavsiye etmeyi unutmayın.